Metin Karaman
Karad
Takım








"Mimarlık, donmuş müziktir." diyor Goethe. 3 kelime sadece... Bir dehanın özeti bu, nedir mimarlık?


Bir bina yapmak mı? Bir mekanı tasarlamak mı? Sanat mı? Yoksa bir boşluğu doldurmak mı?


Mimarlık; felsefik, sosyolojik, topoğrafik ve iklimsel birtakım verileri, tecrübelerinizle harmanlayarak yeni bir ortam, yeni bir durum yaratmak aslında. Bizde mekan, başka bir alanda sahnedir. Bir uyum veya bir kompozisyon, bir müzik, bir senfonidir. Tolstoy paragraflarla, Orhan Veli dizelerle, Picasso tuvalle, Michelangelo mermerle, Chopen notalarla anlatır sanatını. Yapılar ve mekanlar da mimarın sanatıdır. Zamanla değişebilen, bazen içindekini değiştirebilen...


En önemli aşama, kuşkusuz proje... Mimarın bestesi!


Kurgusu ve felsefesi doğru olmalı projenin. Bir hikaye anlatmalı şiircesine... İşlevsel ve estetik olmalı, çağdaş olmalı ama geçmişine saygıyla bakarak... Güneşi sevmeli, doğru kullanmalı aydınlatmanın verdiği psikolojiyi... Malzemesi doğru olmalı, kimi enstrüman öne çıkarken diğeri ona eşlik edebilmeli. Kimi zaman konçertodaki bir beyaz piano gibi tek başına olmalı, kimi zaman da senfonilerdeki gibi her ses ayrı ayrı duyulabilmeli... Notalara doğru yerde basılmalı, gözlerle dinlenebilmeli mekan. Kimi zaman huzur vermeli insana, kimi zaman da insan yapıyı yüceltmeli üstad Sinan’ın Selimiye Camii gibi... Ortak bir payda kurmalı insanla ve doğayla, saygısında kusur etmeden...


Bir senfoninin sahneye konması nasıl maharetli bir orkestra gerektiriyorsa, bir yapı ya da mekanı hayata geçirilmesi de ilgili disiplinlerden geniş bir uzman kadrosu gerektirir. Tasarlanan her yapının somuta geçiş süresince çözülmesi, değişmesi, olgunlaşması gereken birçok detayı vardır ki, birinin eksikliği ya da aksaması tüm orkestrayı etkilediği gibi; dinleyeni de, bestekarı da mutsuz eder. Kusursuz çalabilmeli her şef elindeki enstrümanı.


Tasarım, projelendirme, programlama, imalat ve yapım aşamalarından sonra eserin ilk kullanıcıyla buluşması, zaman içinde yaşayanlarıyla birlikte akımlardan bağımsız duruşuyla klasikleşebilmesi ve geleceğe ışık yakabilmesi mimarın görevini layıkıyla yaptığını gösterir. Mimara onurlu bir duruş kazandırır, amaç bu olmalı.


Metin Karaman


1979 yılında İstanbul’da doğdu. Sakıp Sabancı Anadolu Lisesi'nin ardından 2001 yılında Trakya Üniversitesi Mimarlık Fakültesi'nden mezun oldu. B-design bünyesindeki birçok nitelikli mimari ve iç mimari projede tasarımcı olmanın yanında yönetici olarak görev aldı.


2006 yılında KARAD'ı kurarak tasarımcı bir mimar olmanın yanında, işadamı, organizator, psikolog, diplomat ve zanattçı olmaya ilk adımını attı. Karad'daki görevinin yanında aktif olarak fotoğrafçılık, resim, tarih ve psikolojiyle ilgilenmektedir.